13 Şubat 2008 Çarşamba

Bill Gates Fecabook u Bırakıyor

\

Durum onu gösteriyorki Microsoft’un kurucusu Bill Gates günde yarım saatini harcamaya başladıktan sonra Facebook’tan çıkmaya karar vermiş.
Bill Gates günlük 8000 civarında arkadaş listesine eklenme teklif edilmesi yüzünden siteyi artık kullanmama kararı almış. Geçtiğimiz yıl içinde Facebook sitesine 240 milyon $ yatırım yapan ve dünyanın en zengin adamı olan Bill Gates dahi kullanıcı hesabını Facebook’tan sildirmeyi başaramamış.
Kaynak

Firefox 3.0 Beta 3

Firefox 3b3
Firefox 3b3

Yeni adres çubuğu özellikleri ve saydam teması ile farklılaşmış 30 farklı dilde geliştirilmiş Firefox 3 beta 3 sürümü resmen çıktı. Firefox Setup 3.0 Beta 3

Siteye buradan

Türkçe sürüm için burada n buyrun.

Sürüm notları için buradan

Özellikleri için buradan
buyrun.

Hayrını görün.

11 Şubat 2008 Pazartesi

Dünyada 156 Milyon Site Var

\Netcraft raporuna göre dünyada 2008 yılı itibariyle yaklaşık 156 milyon site var. her geçen saniye artan blog sayısının ise 100 milyon civarı olduğu düşünülüyolüyor...
\

Virüs Yayan Antivirüs Sitesi

\
buradaki habere göre, smartcop adında bir antivirüs yazılımı bulunan AVSoft firmasının (Hindistan) internet sitesi, hackerların saldırısıyla ziyaretçilerin bilgisayarlarına virüs bulaştıracak hale getirilmiş. iframe injection şeklinde gerçekleştirilen saldırı sonucu bulaşan virut hem yerel diske hem de ağ sürücülerine bulaşıyor ve yok edilmesi de oldukça zor.

8 Şubat 2008 Cuma

Google Apps Team Edition

\
Google, daha çok webmaster'lara ve kobi'lere yönelik Google Apps servisinin ekipler için geliştirilmiş yeni bir sürümü olan Google Apps Team Edition'ı duyurdu.
Google Apps Team Edition ile ayı e-posta alan adına sahip çalışma arkadaşları ve öğrenciler Google Apps uygulamalarını ortak kullanabiliyor. Böylece Google Docs'ta hazırlanan belgeleri sınıf arkadaşlarınızla paylaşmak ya da Google Calendar'daki ajandanızı iş arkadaşlarınızla paylaşarak toplantıları düzenlemek kolaylaşıyor.
Google Apps Team Edition'a giriş yapmak için şirket veya okula ait e-posta adresiyle www.google.com/apps/ adresine kaydolmak gerekiyor

Dünyayı Kurtaracak 6 Proje!

7 Ekim'de İngiltere'nin Observer gazetesinde yayınlanan bir yazıda dünyayı kurtaracak altı projeden bahsediliyor.İşte bahsedilen altı proje :
1. Sentetik Ağaçlar: Bu ağaçlar büyümüyor ve çiçek vermiyor.Sadece karbondioksit emiyor.Böylelikle havadaki karbondioksit emisyonu azaltılacakmış.Başarı oranı %80 olduğu tahmin ediliyor.
2. Sülfür Örtüleri: Büyük volkanik patlamalarda yeryüzünün soğuduğu gözlemlenmiş.Volkanik patlamalarda volkanların stratosfere 10 milyon ton sülfür tozu saçtığı,havanın soğumasının da bununla ilgili olduğundan yola çıkarak,insan yapımı roketlerle havaya 10 milyon ton sülfür tozunu enjekte etmeyi planlanıyormuş.Ancak ilerde asit yağmurlarına neden olabileceği de düşünülüyormuş.Başarı oranı %20 olduğu tahmin ediliyor.
3. Bulut Kalkanı: deniz suyundan spreyler kullanarak bulut miktarını %4 artırarak, dünyayı güneşin radyoaktif ışınlarından yeterince koruyabileceklerini düşünüyorlarmış. Plan, karbondioksit salınımını aza indirecek en ucuz projelerden biri ve bilgisayar simülasyonları sonuç verirse, beş yıl içinde deneme aşamasına geçilecekmiş. Ancak projenin hava değişikliklerine de yol açabileceğini söylüyor.Başarı oranı %40 olduğu tahmin ediliyor.
4. Uzay Aynaları: Amaç alüminyum ipliklerle yapılan binlerce metrelik çapı olan ekranları uzaya yerleştirmekmiş. Bu ekran, güneş ışınlarını bloke edecek ve radyasyonu filtreleyecekmiş. Bu aynanın maliyeti biraz yüksekmiş. Ancak bir kere yerleştirildiğinde, çalıştırılması çok kolay ve ucuz olacakmış.Güneşten gelen radyasyonun %1'ini absorbe edecekmiş.Ama projenin maliyeti çok yüksek olduğundan bilimadamları sonucu belli olmayan projeye çok yatırım yapılmasını mantıklı bulmuyorlarmış.Başarı şansı %20 olarak tahmin ediliyor.
5. Deniz Ormanları: Planktonlar ve yosunların yararı çok fazla.Karbondioksiti emiyor, ölüyor, sonra da emdikleri karbondioksitle birlikte deniz dibine iniyorlar. Bu alanların sayısını artırmak, atmosferden daha çok karbondioksit emilimini sağlayacakmış. Bunun için de demir gübreleri kullanmayı öneriyorlar.Az miktar demirin bile okyanusta planktonların büyümesini sağladığı biliniyor.Ancak dünyanın birçok yerinde, denizlerde demir bulunmuyor ya da çok az var. Başarı oranı %40 olduğu tahmin ediliyor.
6. Okyanus Pompaları: Deniz yüzeyine soğuk su pompalayacak yatay borular kullanılması öneriliyormuş.Bu sayede soğuk su, özel bazı yosunlar sayesinde, bazı yaşam formlarıyla etkileşime girerek karbondioksit emilimini sağlayacakmış.Aynı deniz ormanları projesinin mekanik versiyonu diyebiliriz.Bu yaşam formları, daha sonra okyanusun dibine çökecekmiş ve karbonu bin yıllığına denizin derinliklerine gömecekmiş.Tek olumsuz yönü deniz canlılarına zarar verilebilecek olmasıymış.Başarı oranı %60 olarak tahmin ediliyor.

7 Şubat 2008 Perşembe

Varoluşun parladığı an (Lightness of Being)

\
Nasa 2003 Şubat ayında uzaya gönderdiği Columbia uydusundan inanılmaz bir fotoğraf aldı.

Dünyanın tamamıyle karanlıkta kalan tarafının ışıkla ilk buluştuğu o an atmosfer tabakası bir yay gibi şekillenerek inanılmaz bir görüntü oluşturuyor.

Yukardaki fotoğrafı Nasa'nın sitesinde farklı çözünürlüklerde indirebilir duvar kağıdı olarak kullanabilirsiniz :) fotoğraflar için tıklayınız..

KralCa Ailesi Büyümeye Devam Ediyor,Kralcadan Bir Yenilik Daha

Forum aleminin hızla büyüyen forumlarından olan kralca.com ailesi durmak bilmiyor...

kralca.com forumundan sonra birde mp3 sitesiyle sanaldaki bu hızlı gelişimini devam ettiren Kralca ailesi duracağada benzemiyor...

Allah kralca.com ailesine siteler zinciri kurmayı nasip etsin...

Kralca Ailesinin Siteleri

Forum Sitesi

www.Kralca.Com


Mp3 Sitesi

Xp ye Devam İçin 75.000 İMZA!

Save XP
Save XP
Bilindigi gibi Windows Vista piyasaya suruldukten kisa sure sonra Microsoft XP'nin satislarini durdurma karari almisti. Orijinal plana gore satislar 2007 sonunda duracakti. Ancak bu gecis suresini (son kullanici icin 11 ay, kurumsal musteriler icin 14 ay) kisa bulan InforWorld bu karara karsi bir imza kampanyasi baslatti. Microsoft bu arada orijinal plani revize ederek XP'nin satislarini durdurma tarihini 30 Haziran 2008 olarak degistirdi. InfoWorld'un imza kampanyasi 75.000 imzaya ulasmis durumda.

Pek cok kullanici, pratikte XP satin alma sansini yitirdiyse de (XP ile satilan bilgisayar pek kalmadigi icin) InfoWorld imza sayisi 100.000'e ulasinca imzalari Microsoft'a verecegini acikladi. Imza kampanyasina www.savexp.com adresinden ulasilabilir.

Google Chuck Norris'i Aramiyor

Google kullanarak eglenmek isteyenler icin yeni bir numara daha. Google'in arama kutusuna find chuck norris yazip "Sansimi Denemek Istiyorum"a tiklayin.

find chuck norris
find chuck norris

Google'in sizi yonlendirecegi sayfa yuzunuzu guldurecek.

\

Kirmizi metini Turkce'ye soyle cevirebiliriz: "Google Chuck Norris'i aramaz, cunku biliyor ki, siz Chuck Norris'i bulmazsiniz, o sizi bulur."

6 Şubat 2008 Çarşamba

Dmoz Blog Türkiye Açıldı

\
İnsanlar tarafından inşa edilen ve birçok arama motorunu da güçlendiren en büyük web dizini DMOZ (Açık Dizin Projesi), halka ilişkiler faaliyetlerini artırıyor.
Resmi DMOZ Blog'un açılmasının ardından, World/Türkçe editörleri de gayriresmi DMOZ Blog Türkiye'yi duyurdu.
www.dmozblog.gen.tr adresinden erişilebilen DMOZ Blog Türkiye; Açık Dizin Projesi ile ilgili birinci elden bilgiler, güncel haberler, webmaster'lara yönelik püf noktaları ve World/Türkçe kategorisiyle ilgili gelişmeleri yayınlayacak.

5 Şubat 2008 Salı

Yahoo Satılmanın Eşiğinde Ama foxytunes'u Alıyor

yahoo-foxytunes
yahoo-foxytunes
bildiğiniz üzere yahoo'ya microsoft geçtiğimiz günlerde bir satınalma için teklifte bulundu ve bu öyle azımsanacak cinsten bir teklif değildi açıkçası her ne kadar tartışmalarda olsa bu tekliften sonra yahoo'nun microsoft olmasada başka bir şirket tarafından news corp olabilir bu, satın alınacağı. yahoo'da boş durmuyor bu arada kendini işine vermiş bir şekilde yola devam ediyor. techcrunch'ta yer alan habere göre foxytunes'a yahoo bir teklif yapmış ve ufak tefek pürüzler giderildikten sonra foxytunes artık yahoo'nun bir parçası olacak diyebiliriz. ve bu arada yahoo kendi müzik servisini kapattığını duyurmuştu büyük ihtimalle müzik işini foxytunes üzerinden yürütecek gibi görünüyor.

İnternetten Dosya İndirmeye İdam Cezası

Sayed Pervez Kambaksh
Sayed Pervez Kambaksh
Buradaki habere göre, Afganistan'da bir gazetecilik öğrencisi, Farsça bir siteden indirdiği rapordan dolayı şeriat mahkemesinde ölüm cezası almış. Kuran'dan kadına şiddetle ilgili yorumlar çıkaranları eleştiren yazıdan dolayı bu cezayı alan 23 yaşındaki Sayed Pervez Kambaksh için İngiliz Independent gazetesi internet üzerinden bir imza kampanyası başlatmış, kampanyada 50 binden fazla imza toplanmış durumda.

Hitler'in Kayıp Filosu Karadenizde!

\
Hitler'in kayıp filosu olarak bilinen 3 Alman denizaltısı Selçuk Koray önderliğinde yürütülen araştırma sonucunda Karadeniz'de bulundu. Filo, İkinci Dünya Savaşı sırasında Rus gemilerine saldırmak amacıyla karadan 2000 mil taşınarak Karadeniz'e getirilmiş, Türkiye'nin tarafsız konumu nedeniyle kapalı olan boğazlardan geçemeyerek mürettebat tarafından batırılmıştı.

Web Sitesi Eklentileriyle Sitenizi Zenginleştirin

Bir web sitesini kullanıcılarınız açısınından
cazip hale getirmenin yollarından biride,

web sitenizi ,web sitenize ekleyeceğiniz ,
web sitesi ekletileriyle zenginleştirmektir.

Sitenize ;

ekleyebilirsiniz

Hack e Başlarken...

Hacker,
Arkadaşlar bugün ''hacker'' terimine değinmek istedim...çünkü bu terim artık sanalda o kadar çok kullanılıyorki daha en ufak programlama en azından html bile bilmeyen kişilerin lakabı...
Bu sorunu ufak bir sorun olarak görmeyin.Son yıllarda Türk web aleminin kanayan yarasıdır bu sorun...Yıllardır hack işiyle uğraşan insanların şevklerinin kırılmasının ve bu işi bırakmalarının yegane nedeni budur...
Daha bırakın hack i interneti yeni bağlatmış biri bile tesadüfen bir hack sitesine girince oluyor hacker...
Hack sitesine girmeden önce adı serdarsa hack sitesinde 2 konu okuyunca nick oluyor hacker_serdar...
İşte içler acısı durumumuz...
Daha 1 kaç sene önce belli başlı hack siteleri varken şimdi babasının cebinden 20 milyon yürüten hack sitesi açıyor...Bu yeni çocukların hemen kendilerine hacker demelerinin nedenide bu...
Kimseye hack e bulaşmayın demiyorum...Eğer başlayacaksanız adabıyla usulüyle doğru yerde başlayın...Gidipte sahiplerinin bile hackten anlamadığı sitelerde başlamayın hacke...Oralarda başlarsanız inanın artık hiç birşey öğrenemezsiniz...Hacke başlarken başlayacağınız yer çok önemlidir...Ve yine hacke başlarken bu doğrultuda çizeceğiniz misyonunuz olması gerekmektedir...En başta bu misyonunuzu belirleyip bundan sonraki admlarınızı ona göre atmanız işlerinizi ona göre yapmanız gerekmektedir..Misyonunuzu nasıl çizeceğinizde ahlak meselesidir...Bazılarının misyonu olur gider son parasıyla bir forum açmış günler gecelerce oraya emek vermiş kişilerin sitelerini hacklerler onlarla uğraşırlar eğer yapabilirlerse tabi...Bazılarınında misyonu vatan millet üzerinedir sanalda değerlerimize laf atanlara yöneliktirki ben bu kişileri tebrik eder ve elimden gele tüm yardımı yaparım...
Son bir uyarım daha. Hiç bir zaman kendinize hacker demeyin çünkü en fazla attacker olursunuz...
Yeni başlayan kardeşlerime bir tavsiyem eğer hacke başlayacaksanız aşağıda vereceğim site(ler)de başlayın...Hem ortamı görüp misyonunuzu o yönde belirlersiniz...Hemde gerçekten bir şeyler kaparsınız...

www.ayyildiz.org

sobevent:Blog Yazmak Benim İşim Diyenlere Birebir

sobevent
sobevent
sobevent blogcuları bir araya toplayarak onların birbirleriyle bağlantı kurmalarını sağlayan bir platform. geçen sene birincisi düzenlenmiş ve bu senede ikincisi mayıs ayının başında chicago'da düzenlenecek. birbirleriyle bağlantı kurmak diyoruz ama bu biraz iş bağlantıları kurmalarıyla ilgili. yani blog yazmayı işi olarak gören kişilere hitap eden bir organizasyon. belirli bir plan çerçevesinde yeni fikirlerin ortaya çıkarılması ve üç gün sürecek etkinliğe katılacak blogcuların kendilerini geliştirmeleri amaçlanıyor, oradan yeni ve taze fikirlerle ayrılmalarının sağlanmasına çalışılıyor. etkinlik hakkında bilgi almak için buraya bakabilirsiniz.

Banka Soygunu İstatistikleri

\

Eğer bir banka soygunu sırasında bankada olmaktan korkuyorsanız, Cuma günleri saat 9.00 ile 11.00 saatleri arasında bankaya gitmemeye özen gösterin.
Amerika’da FBI ajanlarıyla yapılan söyleşilerde, Ödeme günlerinin olması sebebiyle bankalarda Cuma günleri daha fazla oluyormuş.
\

Ayrıca banka soyguncuları günün başında günün sonuna göre daha fazla para olduğunu düşünüyorlarmış. Ayrıca sitede 2000 yılına ait banka soygunlarının istatistikleri verilmiş.
Kaynak

Reklamda Tıklanmadan Kazanmak | Pay Per Play | Sesli Reklam

\

Web sitesinde reklam verenlerin en büyük şikayeti düşük tıklanma oranlarıdır. Pay Per Play bunu düşünmüş olacak ki tıklama olayını ortadan kaldırıp yerine sesli reklamı getirmiş. Sitenizi her farklı kullancı açtığında 5sn lik bir konuşma reklamı yapıyor ve 3dk sessizlikten sonra okuyucunuza varlığını tekrar hatırlatıyor. Hatırlatma başına 0,01 $ verdiklerini söylüyorlar ki bu çok iyi bir rakam. Anladığım kadarıyla hala ufak tefek problemleri var ama denemeye değer.

Blog Yazarken Sormamız Gereken 13 Soru

Ünlü bir blog sitesi olan probloggerin sahibi blog yazarken kendimize sormamız gereken 13 soruyu listelemiş...bende bunları size aktarmak istedim..
Yararının dokunacağına inanıyorum....


1. Bu yazinin ana temasi neydi ve ben bunu yeterince acik bicim de ifade edebildim mi?
2. Bu yaziyi okuyanlardan ne yapmalarini istiyorum? Yazi onlari bu eyleme yonlendiriyor mu?
3. Yazdigim sey yararli bir sey mi?
4. Yazdigim sey ozgun mu? (Belki essiz mi diye de cevrilebilir.)
5. Yazdigim sey beni blogumun hedeflerine yaklastirdi mi, yoksa onlardan uzaklastirdi mi?
6. Kullandigim baslik insanlarin ilgisini yaziya cekmek icin uygun mu?
7. Yazim ve dilbilgisi kurallarina uymus muyum?
8. Yazdiklarimi daha ozlu bicimde ifade edebilir miydim?
9. Yararlandigim ve ilham aldigim kaynaklari olmasi gerektigi gibi belirttim mi?
10. Daha once yazdiklarimdan bu yaziyla ilgili olup bu yazidan link verebilecegim bir sey var mi? Daha once baskasinin yazdigi ilgili bir seye link verebilir miyim?
11. Bu yazida okurlarin katkida bulunacagi alanlar biraktim mi? Onlari katkida bulunmalari icin davet ettim mi?
12. Insanlar bu konu hakkinda Google aramasi yaparken hangi anahtar sozcukleri kullanirlar? Yazimi buna gore optimize ettim mi?
13. Bu yaziyi, konuyu biraz daha acip genisleten baska bir yaziyla nasil destekleyebilirim (surdurebilirim)?

Belki hicbirini ilk kez duymuyoruz, ama bu liste her blog yazarinin ciktisini alip duvarina yapistirmasi gereken cinsten.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Hayatın Diğer Bir Gerçeği; AŞK

Hep Sanalın Gerçeklerinden bahsetmiştim...Sadece son iki yazımda asıl hayatın bazı gerçeklerinden bahsetmiştim...
ÖLÜM vs vs gibi şeylerden...

Bunlardan başka hayatın bir diğer gerçeğide Aşk ve Aşkın acısıdır....

Aşk çift taraflı olduğu zaman 2 tarafta dünyanın en mutlularıdır derlerya samalık bile seyran olur...
Ancak aşk tek taraflıysa çekip silahı kurşunla vursalar daha az acır...
Aşkını unuttuktan sonra neler yaptığını sen bile anlayamazsın...

Başımdan geçtiği için biliyorum ve siz çekmeyin bu acıyı diye sizlerle paylaşıyorum...

Eğer birinden hoşlanıyorsanız gidin anında söyleyin çekinmeyin oda bir insan sonuçta...Eğer söylemesseniz ortada 2 durum var...Ya günden güne bağlanırsınız buda acıların başlayacağı,stresin artacağı o kötü zamanı gösterir bunun olmasını hiç birimiz istemeyiz yada boşverir gidersiniz ben bunu öneririm...

Ama önemli olan çekinmemektir...hoşlanınca gidip söyleyecek fikrini öğreneceksin...Baktınki sıcak bakmıyor sende yol vereceksin...

Delikanlılığın sökmeyeceği tek şey Aşk tır bunu sakın unutmayın...
Sakın delikanlılık yapıpta bir gün olacak diyip 1 kişinin peşinden koşmayın yıllarınız gidebilir...Onun yerine birde etrafınıza bakın neler göreceksiniz...

Örenekle daha iyi anlamanız için anlatıyorum...Ben çok sevdim lise 2 de başladım yıllarım gitti...Hep onu düşündüm,kapısının önünde geceler geçirdim kar kış yagmur demedim,msn de bir gülümsemesiyle günlerce huzurlu dolaştım..Herşeyden korudum onu sayemde okulumda bile kimse yaklaşamaz oldu...Ama gelin görünki onun bi erkek arkadaşı vardı...
İşte benim hatamda burdaydı ben başta çok bekledim daha zaman var nede olsa teklif ederim diye,ama biz edene kadar elin oğlu etmişti bile...

siz siz olun beklemeyin,birine asla tutulmayın,tutulsanız bile düşünmeyin...






Bu Konu hakkındaki Bazı düşüncelerimide bu blogda yayınlayacağım...

Geçmişimin Anlamı

2 Şubat 2008 Cumartesi

ÖLÜM

Bana gönderilen bir elektronik posta,yazanı belli değil...
Kendiniz için okumanız gerekir!

ÖLÜM


Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır. O kurallara uyularak o oyun
oynanır. Eğer siz bu oyunu kurallarıyla değil de; ben dilediğim gibi
oynayayım derseniz, size o sahada yer yoktur.

Tavla oynuyorsanız pulları gelen zarların rakamına göre ilerletmek
mecburiyetindesiniz. Futbolda iseniz topu elinize alamazsınız. Basket
oynuyorsanız topu ayağınızla yürütemezsiniz. Bunlar oyunun kuralıdır. Eğer bu
kuralları kabul etmiyorsanız; o zaman zaten siz sahaya da çıkamazsınız. Çünkü o
sahaya çıkıp oynamak o kuralları kabul etmenin neticesidir.

Din olayını kabul
edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz. Ama ben dini kabul ediyorum dediğiniz
zaman, Peygamberin getirdiği kuralları kabul ediyorum demektir bu.

O zaman sizin düşünce yapınızı, Peygamberin getirdiği kurallarla bağdaştırmak
mecburiyetindesiniz. Eğer düşündüğünüz birtakım şeyler, Peygamberin
getirdiklerine uymuyorsa, düşünmekte özgürsünüz ama Peygambere inandığınızı
ve ona tabii olduğunuzu söylemeye hakkınız yoktur.

Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde
bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir
ayet vardır. O ayette şöyle der;"Her nefis ölümü tadacaktır". İnceliğe
dikkat edelim.

Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü "tadacaksınız"
der. Tadacaksınız. İnsan ölmez ölümü tadar.

Kuranın hükmüne göre, Peygamberin bildirisine göre, Peygamber de ölüm olayını
şöyle anlatır; kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez. Kişi kendi
bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını
kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir ve tanır.

Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra kabrin içindeyken iki
melek gelir. Münkir, Nekir adlarıyla, maruf. Ve ona bazı sualler sorar. O
suallerinde cevabını verir. Niye?

Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm
denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size
ölümü;

Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda
elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum
diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki
sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip
dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.

Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz.
Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir
anda yığılıp kalmış.

Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp,
çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz "
Ölmedim, yaşıyorum!" demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin
durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende. Ve onların bu
haykırışları, bağırışları sizi daha büyük bir sıkıntıya, azaba, paniğe
sokuyor.

Peygamberin sözünü hatırlayalım;"Ölülerinizin yanında haykırıp,
bağırıp, çağırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o zaten ölü değil!!!
Yaşıyor! Yaşıyor, fakat beden durmuş, bitmiş. Bedenden dışarı iletişim
sağlanamıyor.

Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, törelerine göre getirip
üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar. Siz orda çevrenizde
ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.

Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz.

Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz
ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri
size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.

Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o
tahta, o örtü... Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
insanlar...

Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde
ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız,
babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da
seyrediyorsunuz...

Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın
üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar...
İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
paniğini o anda yaşıyorsunuz.

Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün
duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni
içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz.

Ömer(r.a) soruyor;

- Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki aklım, idrakim,
duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mı?

-Evet, Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla var olacaksın.
Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor. Diri
diri toprağa gömülmek...

Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya
beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dışarıdaki sesleri
duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı hissediyorsunuz.

Evet, bedende bir olay yok o ana kadar ama siz o toprağın içinde canlı canlı
hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın! Beni
buraya koymayın! Ben yaşıyorum! Canlıyım! diriyim! Ben de sizin kadar
şuurluyum! AMA İLETİŞİM YOK!

Bunlara ulaşamıyorsunuz ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze toprağı
kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek
başınasınız...

Peygamberimiz(s.a.s) şöyle diyor:

" Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde öyle bir haykırışla haykırır ki;
feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne yazık ki insan kulağı o haykırışı
işitemez."

İşte o panik anında düşünüyorsunuz ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!,
hayat devam ediyor!, öbür hayata kendini hazırlamazsan pişman olursun! ikazları
gelmişti, ulaşmıştı fakat bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş
yok. Bitiyor, herşey son buluyor.

Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor.
Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir
olay...

Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare
kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı,
burnunuzu, karnınızı, bağırsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda kendi
yenişinizi, bu hayvanlar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz,
hissediyorsunuz.

Evet, fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size
ulaşmıyor ama kendinizi kâbus görür şekilde düşünün, rüyada,
yatakta...

Rüyanızda size gelen baskıları, birtakım hayvanların size verdiği
zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü, bir bıçağın sizi kesişini,
boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün... O anda
fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus... İşte mezarda öyle bir
kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine
başlayan bir ÖLÜM ÖTESİ YAŞAM

Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey değiştirmiyor.
Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir değişme
olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak" demek bu
bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez
hale geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam ede
gidiyor o kabirde...

Size sorsam, bir aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Desem, hemen
vereceğiniz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. İşte
"aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'ı ve
ölüm ötesi yaşamı inkârdan başka bir şey değildir!

Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu
beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yok olacak ve bu hesaba
göre sizinde yok olmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında Peygamberin
bildirdiği bir şekilde yaşayacaksınız. Bu beden çürüyüp yok olmasına rağmen
demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir
beden görüyorsunuz.

Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam
açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmış "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben
1956 modeli Chevrolet'im "diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı üşütmüş
zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın
direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan
çıkarsın! " dersiniz. Adam size "Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi,
herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artık siz ona
daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der
geçersiniz.

İşte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu
bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im
diyen şoförden farkı yoktur.

Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte varolan, fakat bir süre sonra bu
bedeni terkedip, bedensiz olarak yaş***** devam edecek bir varlıksınız.

İşte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu
nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra , bu
madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız,
kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak, tek
başınıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz.

Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama
gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir sıkıntıya
, azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek
mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun
başka yolu yoktur.

Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu
yaptım, bunu yaptım. Sen dünyada nasıl bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi
öğrenmediysen, denize düşünce boğulursun.

Sen eğer gideceğin ölüm ötesi aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o
alemde yer alacak olan ruh bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle
güçlenmediysen, ne olursan ol o alemin batağında B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N....

E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği gibi
hazırlanamıyorum. Aldatma kendini, mantığını çalıştır, beynini çalıştır
gerçekçi düşün.

Senin halin o adama benziyor. Vapur yolculuğuna çıkmış,
kaptanla da çok samimi, kaptanın sofrasında yemek yiyor, kaptanla da çok iyi
anlaşıyor. Ama bir gün güvertede güneşlenirken, kaptandan şu seslenişi
işitiyor;

"Gemi su alıyor, batmak üzere, herkes acele yüzme öğrensin, veya can
simidi edinsin" Sen diyorsun ki;"Canım, ben burada keyfime bakayım, ben
kaptanı seviyorum, nasıl olsa kaptan beni kurtarır"

Gemide 1000 yolcu nerde sen nerde kaptan. Bir süre sonra gemi batıyor. Sen
suların içinde gulu gulu yapıyorsun. Bu arada diyorsun ki;"Deniz, deniz! Beni
boğma, ben kaptanı çok seviyordum, ben kaptana yanıyordum" Deniz sana lisanı
halle der ki; burada kaptanı sevmen, kaptana yanman, sana fayda etmez. Ya can
simidi edinseydin veya yüzme öğrenseydin. Sen istediğin kadar kaptana
inanıyordum de, boğulursun.

Çünkü kaptanın senin inanmana ihtiyacı yok, yani Peygamberin senin ona inanmana
ihtiyacı yok. Allahın da senin ona inanmana ihtiyacı yok.

Peygamber sana diyor ki;

"Eğer benim dediklerimi anlayıp idrak edemiyorsan,
bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın
şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar.

Sen diyorsun ki;"Ben sana inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Saçmalama.
Peygambere inanmaktan gaye, Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek ve o
bildirdiği tehlikeye karşı gereken tedbirleri almaktır. Sen ona gerektiği gibi
kulak vermiyor, dediklerini anlamıyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne
kadar" inanıyorum, onu çok seviyorum" dersen de, o gittiğin ortamda içine
düşeceğin azaptan kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir
biçimde gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok
ki...

Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın
veyahut ta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde hazırlanmadığın
içinde mahvolacaksın!

Diri diri kebire gömülüp, orada canlı canlı o azabı çekeceksin seneler ve
seneler boyu. Bu daha işin başlangıcı, devamını söylemeyeceğim şu anda.
Bir İsviçre'ye gitmeye kalkıyorsun, bir Amerika'ya gitmeye kalkıyorsun 6 ay
evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını öğreniyorsun, ne
götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda ne kadar kalayım diye onu
araştırıyorsun.

Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş yok,
oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllım diye
geçiniyorsun. Bu mu aklın...

Hazırlanma kabul ama evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra
hazırlanma, bilmediğin bir şeye nasıl tedbir alırsın veya nasıl tedbir almama
gereğini duyarsın. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene yaşayacağına
dair.

Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda
kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne karın, ne
paran, ne kocan, ne anan, ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki, o ölüm
denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama hazırlanmadıysan
seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarıda ALLAH var
canım nasıl olsa kurtarır. Bırak bu ağızları, iyice aklını başını topla ona
göre hareket et. Yoksa vay haline.

İNANILACAK BİR ŞEY DEİL AMA BÜYÜK DERS (işte etkileyici yazı bu olsa gerek)

Bu sabah uyandığımda ev sessizdi. Salona geçtim saate baktım saat on iki'ye geliyordu. Amma'da uyumuşum. Kimse bu sabah beni uyandırmamış. Masanın üstünde bügünün gazetesi vardı, tam baş sayfada bir ölüm haberi, yine bir genç basılmıştı. Tüylerim diken diken oldu ürperdim bir anda. üstümü giydim ve dısarı çıktım. Adım adım yürüyordum, köyün içinde. Bütün evlerin kapıları kapalıydı insanlar yok olmuş gibiydi. Sankide terk edilmiş bir köydü. Yürüdükçe içime bir sıkıntı doğuyordu. Sonra sokağın sonuna geldim ve mezarlığın tarafında bir kalabalık gördüm. Telaşla koşmaya başladım. Koşuyordum ama sanki nefes almıyordum nefesim hiç tükenmiyordu ve ben hiç yorulmuyordum. Mezarlığa varınca annemi gördüm, ağlıyordu. Ama garip olan benim adımı haykırıyordu. Sesi gökyüzünü inletiyordu. Bütün ailem perişan bir haldeydi, kimi ağlıyor kimiyse sadece adımı sayıklıyordu. Anneme seslendim 'anne ben burdayım, niye ağlıyorsun?' diye sordum. Sesimi duymadı beni gormemiş gibi devam etti ağlamaya. Tek tek herkese dokundum coğuna ilk defa sarıldım ama kimse duymadı, hissetmedi. 'Ağlamayın, ağlamayın, ağlamayın... ben ölmedim' diye haykırdım defalarca ama kimse duymadı.
O anda anlamıştım neler olduğunu hepsini tekrar yaşıyormuş gibi hatırladım. Ben ölmüştüm dün o bir türlü gelemeyen ambulans hiç gelmemişti ve bu cenaze benim cenazemdi, benim için bitmişti hayat başlamıştı ölüm. Dün hergün olduğu gibi yine evden çıkmıştım kimseyle vedalaşmadan. Tam eve dönecekken otostop çekmeyi beklerken meğersem ecelimi bekliyormuşum. Çünkü karşıdan hızla gelen bir araç benide aldı bereberinde ve hayatımda biriken acılarla beni sürükledi yerde. Çok canım acımıştı ama şimdiyse hiçbirşey hissetmiyorum. Dün evden çıkarken hiç geri dönemeyeceğim diye bir his yoktu içimde. Vedalaşmamıştım kimseyle. Onları aslında ne kadar sevdiğimi soyleyememiştim. Belkide ilk kez ama son kez sarılamamıştım.
Üc gün mevlit okundu bizim evde. Annem hep ağlıyordu. Ne çok sevenim varmış meğer. Görememişim hayattayken. Benim için ne kadar insan ağlıyor ne kadar insan üzülüyordu. Ama herşey bitmişti. Ölümmüş son nokta. Yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hepside geride kalmıştı. Neden? diye sordum Allaha. Bana bir şans daha vermesi için yalvardım söz veriyorum daha dikkatli olacağım her saniyenin değerini bileceğim diye isyan ettim.
Günlerce yalvardım Allaha bana bir şans daha ver diye. Ama vermedi bana tekrar bir şans vermedi. Dokunuyordum ama beni kimse hissetmiyordu, ben ordaydım ama beni kimse görmüyordu, ben artık bir hiçtim...bir ölüydüm sadece. Benim için bitmişti hayat başlamıştı ölüm. Geriye kalan gözü yaşlı bir anne ve baba vardı bana sarılamadıkları için sevdiklerini söyleyemedikleri için pişmanlık duyan bir anne ve baba. Kardeşlerim, ailem, arkadaşlarım ve o sabah ölüm haberimi gazetede okuyup bana acıyan insanlar. Insan her kapıdan çıkışında dönüp'de bakmalı bir arkasına düşünmeli geri dönebilecekmiyim diye yada ardımda bıraktıklarımı bir daha görebilecekmiyim diye. Ben düşünemedim. Aklıma hiç gelmemişti ölüm daha çok gençtim ve yapacak daha çok şeyim vardı hayatta. Hayattayken sonsuza dek yaşayacakmışsın gibi gelir insana. Ama hayat oyle garipki bir saniye varsın bir saniye yoksun. Ileride pişman olmamak için insan sevgisini göstermeli, kimseyi kırmamalı, insan hayattayken yaşamanın değerini bilmeli. Kaç gün geçti aradan artık ölümü kabüllendim ve Allah beni affetmeyecek bana yaşamam için bir şans daha vermeyecek. Vaktim doldu ben gidiyorum...
hoşcakal anne
hoşcakal baba
hoşcakal köyüm, hoscakal dünya
hakkınızı helal edin
Ben sizinle hep olacağım ben ölmedim ruhum yaşıyor biz ölmedik ruhumuz yaşıyor. Siz beni görmesenizde, duymasanızda, hissetmesenizde. Siz bizi görmesenizde, duymasanızda, hissetmesenizde. Ben yaşıyorum. BİZ YAŞIYORUZ VE HEP BURDAYIZ...

Alıntı ama çok ders alınması gereken bir konu:)